Benim hikayem biraz garipliklerle dolu fakat bu garipliklerden edindiğim deneyimleri ve bana verilen destekleri paha biçilemez görüyorum. Kariyer basamaklarında İstanbul Üniversitesinin çok ciddi avantajlarını ve desteğini gördüğümü belirtmeliyim öncelikle. İlk olarak birinci sınıfımın son döneminde İstanbul Tıp Fakültesi davranışsal nöroloji kliniklerinde kliniksel gözlem yaptım. Kliniksel gözlemin çok önemli olduğuna inanıyorum ister araştırmacı olun ister klinisyen klinik gözlem size bazı şeylerin ötesinde bilgiler verecektir. Birinci sınıftaydım belki ama İstanbul Üniversitesi’nin ders programı biraz yoğun olduğundan dolayı fizyoloji bilişsel psikoloji gibi dersleri alarak klinik gözlemine başladım.Patolojilere biraz meraklı olduğumdan ve ek okumalar yaptığım için çok bir sorun yaşamadım. Kognitif ve nörolojik bozuklukların çok yakın etkiler gösterdiğini çok unutuyoruz ama biz psikologlar nörolojiye de bir parça meraklı olmalıyız diye de düşünüyorum.Ardından yaz döneminde yine İstanbul Üniversitesinde laboratuvar deneyimi edindim. Burada bilimsel araştırma metodlarını pratik şekilde öğrendiğimi söyleyebilirim. Burada edindiğim deneyim ve merakla bir takım araştırmalara koyuldum. Şu sıralar öğrenme modelleri ve şizofreni arasındaki ilişkiyi araştırıyorum bu konuda Türkiye’de ilk defa gizil düşük inhibisyonu poster haline getirdim ve Çapa’da Sinirbilim kulübünde sundum. Biraz cahil cesareti diyebiliriz belki ama. Şunu söylemek istiyorum ki bu masum bir cahillik bence. Merak duygunuza ket vurmamalısınız ve eleştirel yaklaşımlardan korkmamalısınız. Bu şekilde çok ciddi bir olgunluk da edindiğimi düşünüyorum. Bu yıl ayrıca sivil toplum alanında adli sisteme itilmiş çocuklara psikososyal destek verebileceğim bir projede gönüllüydüm. Bu sırada insan kaynaklarında ufak tefek deneyimler edindim fakat etik dışı uygulamalar canıma tak ettiği için endüstri alanını şuan aklımdan çıkardım. Sivil toplum kültürü adına Türkiye’nin çok ciddi eksiği olduğunu görüyorum ve aldığım keyiften deneyimlerden hareketlerle kesinlikle bir vakıf dernek havası solumanızı tavsiye ediyorum. Hayatımda en mutlu olduğum, gururumu en çok okşayan an ise Harvard Üniversitesinden staj için aldığım kabuldür. Bunu tamamen kendimi iyi ifade edebilmeye İstanbul Üniversitesinin verdiği eleştirel yaklaşıma ve cahil merakıma bağlıyorum. Her şeyden önce size klinikte öğrendiğim temel bir mottoyu bana yol gösteren bir ilkeyi aktarmak istiyorum. O da şu: “Hastalık yoktur hasta vardır. Hastalık değil, hasta tedavi edilmelidir.”

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail