S.P.:  Merhaba. Bize kendini tanıtır mısın?

Berrin:  Merhaba. Ben Berrin Demirbaş. Bülent Ecevit Üniversitesi 4. sınıf öğrencisiyim.

S.P.:  Bize staj yapmaya nasıl karar verdiğinden bahseder misin ? Seni staj yapmaya iten etken neydi? 

Berrin:  Açık konuşmak gerekirse beni staj yapmaya iten etken tamamen bölümümdeki arkadaşlarımın bitmek bilmeyen enerjileri ve projeleri oldu. Yaptıkları işleri hayranlıkla izliyordum ancak henüz erken olduğunu düşünüyordum ve kendimde o enerjiyi göremiyordum. Ama sonra psikoloji bölümünün inceliklerine; psikologların nerelerde, nasıl işler yaptıklarına hâkim olmaya başladıkça bir şeylere başlamak için hiç de erken olmadığına karar verdim. Hoş erken de sayılmaz aslında, dört yıllık eğitimin iki yılını tamamladıktan sonra yaptım. Psikologların meslek yasasının olmayışı bizi kendimizi boşluğa ilerliyormuşuz gibi hissettiriyor. Sanki okulumuz bitince hepimiz ellerine diploması verilip memlekete geri dönen ‘psikologlar’ olacakmışız gibi. Adımız psikolog olacak ama kendimizi hiç psikolog hissediyor olmayacakmışız gibi. İşte tam olarak bunun için, kendimi olabildiğince ‘psikolog hissetmek’ için eğitim sürem bitene kadar heybeme ne doldurabilirsem kâr olacağına karar verdim. Yapacağım her gözlem, gireceğim her farklı ortam benim için bir deneyim olacaktı. Bir yerden başlamam gerekiyordu ve ben de bunu staj yaparak başlatmış oldum.

S.P.: Yaptığın staj psikolojinin hangi alanındaydı?

Berrin:  Stajım Gelişim Psikolojisi alanındaydı. 

S.P.:  Stajını nerede yaptın?

Berrin:  Zonguldak Çaycuma Özel Vitamin Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’nde yaptım.

S.P.: Stajını kaçıncı sınıfta yaptın? 

Berrin:  2. sınıfta yaptım.

S.P.:  Stajını hangi dönemde yaptın?

Berrin:  Yaz döneminde yaptım.

S.P.:  Stajda çalışma süren nasıldı?

Berrin:  Haftada 5 gün şeklindeydi.

S.P.:  Yaptığın staja nasıl başvurdun?

Berrin:  Kendi oturduğum ilçe başta olmak üzere çevre ilçeler de dahil birçok yerdeki huzurevleri, kreşler, toplum sağlığı merkezleri ve rehabilitasyon merkezleri gibi psikologların çalışabileceğini düşündüğüm kurumların numarasını çıkardım öncelikle. Sonra tek tek telefonla arayıp durumumu izah ettim ve kurumlarında bir psikolog ya da psikolojik danışman çalışıp çalışmadığını sordum. Pek çok yer çalışmadığını söyledi. Hatta bu durum beni oldukça şaşırttı. Şaşkınlıktan sonra korkutucu da geldi açıkçası. Yine dönüp dolaşıp meslek yasasının olmayışının nelere yol açabileceğini fark ettim. Bir kreşte, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde nasıl olur da psikolog veya psikolojik danışman çalışmaz hayret edilesi. Neyse ki bir kurumdan olumlu geri dönüt aldım. Yüz yüze görüşmeye gittim ve kabul edildim.

S.P.:  Yaptığın stajı ayarlarken herhangi bir sorunla karşılaştın mı? Eğer karşılaştıysan nasıl üstesinden geldin?

Berrin:  Elbette karşılaştım. Yapmak istediğim stajın “gönüllü” olduğunu ne kadar üstüne basa basa söylesem de ‘Biz size para falan ödeyemeyiz.’ deyip suratıma telefonu kapatanlar oldu. Bir psikoloji öğrencisinin hiçbir karşılık beklemeden (beklediği karşılığı zaten staj yaparak alacak olsa da) salt kendini geliştirmek amacıyla bir kurumda staj yapacağına kimsenin inanmak istemediğini gördüm. Bu durumlar karşısında yapılabilecek tek bir şey var o da sabırlı olmak. Bıkmadan herkese aynı şeyleri beni anladıklarından emin olana kadar anlattım. Neyse ki sonunda bir tanesinde başarılı oldum ve olumlu yanıt aldım.

S.P.:  Stajına başlamadan önce sana mülakat yapıldı mı? Eğer mülakatla alındıysan, mülakat süreci ile ilgili nasıl bir tavsiye verirsin?

Berrin:  Yapılmadı. Yalnızca kurumun rehber öğretmeni ile bir ön görüşmemiz oldu. Ben kendimi tanıttım ve oraya hangi amaçla gelmek istediğimden bahsettim. O da bana kurumun yeterliliklerinden, kendinden ve kendisinin bana neler katabileceğinden bahsetti. Bu ön görüşme sonrası hemen staja başladım.

S.P.:  Yaptığın staj sırasında öğrendiğin herhangi bir test uygulaması var mı? Varsa nedir ve bunun sana gelecek hayatında nasıl fayda sağlayacağını düşünüyorsun?

Berrin:  Uygulama kısmını görmesem de rehber öğretmenin eğitim ve deneyimlerinden birkaç test ismi öğrendim. ‘Bahçe Çiz’ , ‘Aile Çiz’ gibi bazı resim çizmeye yönelik testler varmış. Küçük yaşlarda olup pek konuşmayan çocuklara uygulanan bu test bazen uygulayıcıya bir öngörü kazandırabiliyormuş. Örneğin; aile çizerken çocuğun babasının ağzını çizmemesi onun söylediklerinden rahatsızlık duyduğunu gösterebilirmiş. Elbette bu yorumlar kesin, hap bilgilermiş gibi düşünülmemeli. Yalnızca bir fikir kazanmak açısından önemli olabileceğinin altını çizmek istiyorum. Eğer ileride çocuklarla birlikte çalışma fırsatı bulursam işime yarayabileceğini düşünüyorum. Testlerden ziyade birkaç tane de ölçek keşfettim. Bunu da kuruma çocuklarını getiren ebeveynleri bir süre gözlemledikten sonra buldum. Özel öğrencilerle ilgilenmek takdir edersiniz ki oldukça zor ve yorucu. Dolayısıyla ebeveynlerde birçok ortak yapı gözledim. Yorgunluk ve teslim olmuşluk bunların başında. Belli etmemeye çalışsalarda çoğunda bir yorulmuşluk var. Hayattan bir beklentileri kalmamış gibi. Bütün bunlar beni zihinsel ve fiziksel engelli bireylerin aileleri ile ilgili makaleleri araştırmaya itti. Birkaç makale okudum ve hemen hemen hepsinde benzer sonuçlar vardı. Özel çocuk velileri diğerlerine göre daha fazla umutsuz olma ve depresyona girme eğilimindelermiş. Bu sonuçlara nasıl vardıklarına baktığımda ise iki adet ölçek dikkatimi çekti. “Beck Umutsuzluk Ölçeği” ve “Beck Depresyon Ölçeği”  Gelecek hakkındaki planlar, duygular ve ruh hallerinin yoğunlukta olduğu bu ölçekler çoğunlukla mental ve ya fiziksel gerilik yaşayan çocukların ailelerine uygulanıyormuş. İleride böyle bir rehabilitasyon merkezinde çalışırsam bu ölçeklerin işime yarayabileceğini düşünüyorum.

S.P.: Staj esnasında yaptığın görevlerin herhangi birisinde hata yaptın mı? Eğer yaptıysan bu sana ne öğretti?

Berrin:  Stajım gönüllüydü ve bana tek başıma yapabileceğim görevler verilmedi açıkçası. Hocalarla birlikte derslere girdim, öğrencileri gözlemledim ve çıkarımlar yapmaya çalıştım.

S.P.: Staj sırasında deneyimlediğin  sıra dışı bir olay var mı? Varsa seni şaşırtan şey neydi?  

Berrin: Aslında tek bir olay yok. Beni genel olarak şaşırtan ebeveynlerdeki ortak tutum oldu. Çocuklarının zihinsel geriliğini kabul etmeyen, kendi çocuğunun oradaki diğer çocuklardan farklı olduğunu düşünen (elbette her çocuk farklı ancak farklı muamele istemek burada kastettiğim) ebeveynlerle karşılaştım. Bir problem olduğu belli ve çocukları özel eğitime geliyorken durum aslında böyle değilmiş gibi davranıyorlar. Bir keresinde bir veliye en son ne zaman doktora gittiklerini ve doktorun ne söylediğini sordum ve aldığım yanıt oldukça tuhaftı: ‘Gittik biz doktora, çocuğumun kafasında bir problem yokmuş. Normalmiş. Hatta çok iyiymiş.’ vs. Ben ona çocuğunun normal olmadığını söylemişim gibi bir savunmaya geçti. Veliler için genel olarak aynı şeyden bahsedebilirim. Hepsinde çocuklarının durumunu, çocuklarına konan tanıları kabullenemeyiş sezdim. Hâlbuki  kabullenmenin bu durumdaki aileler için altın bir kural olduğunu düşünüyorum. Nihayetinde bir sorunun varlığını kabul etmeden ona çözüm yolu aramak kimseye mantıklı gelmez.

S.P.:   Yaptığın staj beklentini karşıladı mı? Hayalindeki meslekte yapmak istediğin işlerle stajında yaptığın işler ne kadar benzerdi?

Berrin: Beklentimi oldukça karşıladı. İşin içine girdikçe aslında hiçbir şey bilmediğimi görme fırsatım oldu. Derslerde tanısını gördüğüm bazı zihinsel rahatsızlıkların aslında gerçek hayatta ne kadar da farklılaşabileceğini gördüm. Ebeveynlerle tanışıp onları dinledim. Hayatlarında engelli bir çocukla yaşamanın ne gibi durumlara sebep olabileceğini öğrendim. Hayalimdeki mesleğe gelince henüz tek bir alanda staj yaptım ve daha yapabileceğim bir sürü alan var. Diğer alanlarda da staj yapıp bir fikir edinmek ve hangi alanda psikolog olacağıma o zaman karar vermek istiyorum. Ama eğer rehabilitasyon merkezinde çalışacak olursam tahminen o zaman yapacaklarım ile stajda yaptığım işler oldukça benzer olacak.

S.P.: Çok yakında ilk stajını yapacak arkadaşlara nasıl bir tavsiye verirsin?

Berrin: Başvururken yaşayacağın sıkıntılardan dolayı umutsuzluğa kapılma ve olumlu yanıt arayana kadar uğraş. Ve staja giderken ‘Acaba boşuna mı gidiyorum, bir şey katar mı bana?’ diye düşünme. Her günün sana katacağı bir şey illaki vardır. Bu sadece bölümle alakalı olmayabilir. Hayatta tecrübe kazanmak da önemlidir. Bir ay boyunca her sabah kalkıp işe gider gibi staja giderken, sana mesleki anlamda hiçbir şey katmadığını düşünürsen aklından şunu geçir: ‘O koca bir ay, sana sabahları erken kalkıp işe gitme adabını öğretir.’

S.P.: Stajın hakkında bahsetmek, paylaşmak istediğin başka şeyler var mı?

Berrin: “Her Çocuk Özeldir”  filmini izlemiştim ve bu cümleyi çok beğenmiştim. Bu yaz staj yaptığım kurumda cümlenin anlamını iliklerime kadar hissettim. Hatta daha da özele indirgeyerek cümleyi daralttım ve “Her ‘özel’ çocuk özeldir” yaptım. Çünkü gerçekten böyle. Kitaplarımızda Disleksinin, Disgrafinin, Down Sendromunun, Otizmin tanısı tek bir tane. Artık nereye yazarsak yazalım aynı tanım çıkıyor karşımıza. Ama durum aslında o kadar basit değil. Çocukları tanıdıkça bu tanımların ne kadar sığ kaldığını gördüm. Her bir çocuğun gerek gelişimsel farklılıkları, gerek aile yapıları, engel düzeyleri farklılık gösterdiğinden kendi içlerinde de birçok farklılık gösteriyorlar. Örneğin; Otistik bir sürü çocuk tanıdım ve hepsi birbirinden inanılmaz derecede farklıydı. Kimisi sabah kahvaltı bile yapmayıp elinde abur cuburla geliyordu -kaldı ki bu otizm tanısı konmuş bir çocuk için oldukça yanlış, otizm diyeti uygulaması gerekiyor- kimisi ise söylenmediği takdirde otistik olduğu asla anlaşılamayacak türdendi. Çok küçük yaşlardan itibaren kuruma gelip eğitim almış olanlar şimdi diğerlerinden daha iyi seviyede. Down Sendromundan da örnek verecek olursam yine aynı durum söz konusu. Down Sendromlu çocuklar da birbirinden pek çok özellikle ayrılıyor. Bir tanesi 9 yaşındaydı ve şu an kendi yaşıtları ile aynı seviyede aynı sınıfta ders görüyor. Rehber öğretmeni ve çocuğu doğduğu andan itibaren onu olabileceği en iyi duruma getirebilmek için elinden geleni yapmış ve yapmaya devam eden bir anne. Böyle bilinçli ve hevesli bir ebeveyne sahip olmak özel bir çocuğun başına gelebilecek en güzel şey sanırım. Başka bir Down Sendromlu çocuk ise 10 küsür yaşlarındaydı ve okuma yazma öğrenme seviyesindeydi. Kuruma çok geç gelmeye başlamış ve ilgili sayılamayacak bir ailesi mevcut. Durum böyle olunca çocukların birbirinden farklılık göstermemesi imkansız tabi ki. Ben aile üzerinden örnek vermiş olsam da aynı engele sahip bu bireyleri birbirinden ayıran pek çok faktör sayılabilir. Her özel çocuk da kendi içinde özeldir.

S.P.:  Bizimle staj deneyimini paylaştığın için teşekkür ederiz.

Facebooktwittergoogle_pluslinkedinmail